Telefon
WhatsApp
HEPİMİZİN İLK YERİ, O UÇSUZ BUCAKSIZ ÜLKE…

İlk konuşmayı öğrendiğimiz, renkleri ilk tanıdığımız, ilk oyunumuz, ilk gülümsememiz, ilk öfkemiz, ilk düşmemiz, ilk yaralanmamız, ilk gülüşümüz hep orada saklı. Hatırlamadığımız ama büyüdüğümüzde dilden düşmeyen yaptıklarımız kahkahalar eşliğinde bize anlatılır. Yaptığımız yaramazlığımız bile gülerek anlatılır bize. O kadar ayrıcalıklı bir dönemdir ki;” Allah herkesin duasını kabul eder ama çocukların dileklerini hemen gerçekleştirir”, diye öğrettikleri, İlk dişimizin çıktığında yastığımızın altına melekler tarafından ertesi gün konulacak sürpriz hediyelerin var olduğuna inandığımız, yılbaşında noel babanın dileklerimizi gerçekleştirmek için ev ev gezerek bütün dünyayı dolaştığını düşündüğümüz, hayatta istenilen her şeyin gerçekleşebileceğine olan inancımızın maksimumda olduğu dönemdir. Çünkü; hepsinin içinde masumiyet vardır. Tarafsızlık vardır. Ego, bencillik gibi hayatımızı cehenneme çeviren,  duygular o yıllarda yer almaz. Sanki bir devrin başlayıp bittiği yer gibidir çocukluğumuz. “ÇOCUKLUK BAŞLI BAŞINA BİR MEMLEKETTİR, HATTA SILASIDIR İNSANIN. BÜYÜDÜKÇE SILA ÖZLEMİMİZ ARTAR, HAYAT GİDEREK GURBETLEŞİR. SANKİ NE YAŞARSAK YAŞAYALIM HEP GURBETTEYİZDİR. BÜYÜMEK, GURBETE ÇIKMAKTIR”. – (Murathan Mungan) O dönemde her şey bize büyük, her şey bize uzaktır. Tek derdimiz kırılan oyuncağımız,  alınmayan dondurma, bizden saklanan şekerlemeler. Çünkü; Yeni keşiflerin, buluşların, farkındalıkların en masum, en heyecanlı ve en sevgi dolu şekilde yaşandığı dönemdir, çocukluk dönemi de ondan…Tekerleği yeniden icat ettiğimiz, elektriği yeniden bulduğumuz dönemdir bu dönem. Çevremizde bize sevgi adına her şeyi vermek için hazır olda bekleyen insanlardan oluşturulmuş kocaman bir  fanustur çocukluğumuz. Bizim için elinden gelen her şeyi yapan insanlarla dolu bir dönemi yansıtır çocukluk dönemi… Geleceğimizin tuğla taşları oluşur bu dönemde. İyi insan olmayı, paylaşmayı kısaca insan olmayı ya da olmamayı bu dönemde öğreniriz. Kırık dökük geçen bir çocukluk, geleceğe sadece kırık dökük hikayeler yazarak  devam eder. Mutlu çocukluk ise rengarenk boyayarak yılları süsler. Elimizde kalan her şeyin yükünü nüde taşır çocukluğumuz. “KEŞKE ÇOCUKKEN FAZLA MUTLU OLMAYIP, BİRAZINI DA BU ZAMANLARA SAKLASAYDIM. LAZIM OLUYOR ARADA.”  derken aslında şu an yaşadığımız hayatın en net özetini yapıyor CEMAL SÜREYA.  Yaşımız ilerledikçe, sorumluluklarımız arttıkça artık almaktan daha çok vermeye başladığımız bir döneme gireriz. Sevdiklerimiz için, istedikleri her şeyi gerçekleştirmeye ve oldurmaya çalıştığımız dönemler başlar. Bazen öyle bir noktaya geliriz ki, almak nedir unutur, vermeyle devam eden bir akışın içinde buluruz kendimizi. Bazen olmasa da  oldurmaya ve vermeye çalışarak geçirdiğimiz dönemler başlar. Çocuğumuz için, annemiz babamız için, kardeşimiz arkadaşımız için… Verdikçe onlara bizim için ne kadar değerli olduklarını göstermeye çalışır, dururuz. Bize öyle öğretilmiştir çünkü. İsteklerimiz ve dileklerimiz karşılandıkça, ihtiyaçlarımız görüldükçe çok değerli olduğumuz hissettirilmiş ve öğretilmiştir. Dolayısıyla biz de sevgimizi öğrendiğimiz şekilde göstermeye çalışırız.  Ve büyüdüğümüzde bütün bunlara, uzaktan bir el sallarız veda niyetiyle…

Kaldı işte… Çayımız bardakta, çocukluğumuz sokaklarda, mutluluğumuz kursağımızda, sevdiklerimiz uzaklarda… – Nazım Hikmet Ran

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Kahramanmaraş Nöbetçi Eczaneler

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği